2 Şubat 2010 Salı

Happy Birthday Sis!


Bugün benim için çok önemli birinin doğum günü. Bugün bu blogu beraber açtığım,bir tanecik arkadaşımın Sis'imin doğum günü.
SİS, DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN.NİCE MUTLU YILLARA.
Yeni yaşında,ömrünün bu yeni yılında hayallerinin (daha doğrusu hayallerimizin :P ) gerçekleşmesi için elimden geleni yapacağım sis. Bazı zamanlar ikimiz içinde inanması güç olabiliyor ama birlikte olduğumuz sürece herşeyi yapabileceğimize inanıyorum. Çünkü sen bana öyle söyledin. Eğer sen olmasaydın ben şu anda bunlara inanıyor olmazdım.
Herşey ama herşey için teşekkür ederim sis. Senii çoookk seviyorum.
誕生日おめでとう
çevirisi: Happy Birthday :)


27 Ocak 2010 Çarşamba

HADİ GÜLÜMSE




Hikayemiz; vampir ve kurt ailelerinden gelen iki genç kız hakkında. Claire'in Miyaka ile tanışması ve kendisini tamamen yanlış anlamasına rağmen ileride oluşturacakları güzel arkadaşlığı anlatır. Bütün zorluklara karşı, birbirlerine büyük bir kin ve düşmanlık besleyen ailelerine karşı gelmişler ve maceralara atılmışlardır. Ancak bu gezi tahmin ettikleri gibi çok kolay olmayacaktır.
Ve bizde sizin ilk kısa hikayemiz olan Hadi Gülümse'nin ilk bölümüyle başbaşa bırakıyor, eğlenmenizi diliyoruz.


HADİ GÜLÜMSE

Gökyüzü kapalı gibiydi. Bir an hafif bir sis bulutunun yanımızdan geçtiğini sandım. Yanımda uyuyan şu koca köpeğin sesi hariç, etraf çok sessizdi.. Tamamen uykuya dalmış ormanı sanki bir anda ayağa kaldıracakmış gibiydi. Uyurken nasıl bu kadar gürültü yapabiliyordu? Ah, uyanıkken bile bu kadar ses yaptığını hatırlamıyorum. Hatta onu konuşturmak için neler yaptığımı saysam inanamazsınız.

Düşüncelerimden sıyrılıp gökyüzüne baktığımda şafağın sökmek üzere olduğunu gördüm. Zamanın bu kadar ilerlediğini fark etmemiştim. Uyuyan güzelimizin de uyanma vakti gelmişti. Artık yola devam etmemiz gerekiyordu. Acaba onu uyandırmak için öpücük vermem gerekir miydi? Iı şey hiç zannetmiyorum. Ayrıca daha pratik yöntemler varken öpücükte neymiş. İnsanların öpücükle uyandığı filmlerde görülür sadece. Hem o kurtken bir insan bile sayılmaz ki. Seslensem yeter. Eğer yetmezse kendime göre daha kullanışlı yöntemlerim var.

Bir anda çıkan gürültüyle ödüm koptu. Etrafıma bakındım ama hiç bir şey fark edemedim. Sonradan o sesin yanı başımdaki köpeğin horlamasından başka bir şey olmadığını anladım. Lanet olsun bu kızın sorunu neydi. Uyumayı ve beni rahatsız etmeyi neden bu kadar çok seviyordu anlamıyorum. Artık buna katlanamıyorum. Evet küçük prenses üzgünüm ama senin sevimli rüyalarına şu anda son vermek zorundayım.

“Seni aptal köpek yeter artık uyan.” Diye bağırdım. Uyku sersemiyle bir şeyler sayıklıyordu. Ne dediğini anlamak için biraz daha dikkatle dinledim. “Ramen mi Miso çorbası mı? Yoksa sushi mi? ” diye sayıklıyordu. Ah, harika. Her zamanki gibi açtı. Uyandığında yemek yemesini izlemek zorunda kalacağım. Kahretsin, bundan nefret ediyorum. Ben bunları düşünürken kolumda aniden bir acı hissettim. Ne olduğunu anlamak için bakınca o aptalın kolumu ısırdığını gördüm. Şaşkınlık ve acıyla birlikte “Senin sorunun ne? O benim kolum Ramen değil.” Diye bağırdım. Aynı zamanda onu kendimden uzaklaştırmaya çalışıyordum. Daha önce hiç istemediğim kadar çok vurmak istiyordum ona. Eğer insan halinde olsaydı bunu çoktan yapmıştım. Ama kurt halindeyken ona dokunmak istemiyordum. O tüylere dokunmaktansa, -her ne kadar ıslaklıktan nefret etsem de- çamura yatmayı tercih ederim.

Kendimi sıktım ve sinirimi kontrol altına almaya uğraştım. Tamam, bir vampir olabilirim ama benimde canım acıyor sonuçta. Bu acının sorumlusu o koca köpeğin en yakın arkadaşım olması birazda olsa beni sakinleştirmeye yaradı. Benim bağırmalarımdan sonra kesin bir şekilde uyanmış olan Miyaka, o koca kurt gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Kendimi sakinleştirme çabalarımın boşuna gitmemesi için bir şey demediğini biliyordum. Onu görmezden gelmeye çalışarak koluma baktım. Acı geçmişti ama kolum, soluk tenimde kıpkırmızı bir iz bırakmıştı. “Hey,Claire sorun ne?” dedi bana her zamanki o baygın bakışlarıyla bakıyordu ve ben bundan da nefret ediyordum. Tanrım bu kızın her hareketinden nefret ederken onu nasıl bu kadar sevebiliyordum. “Kolunu böcekler falan mı ısırdı?” sinirli bakışlarımı görünce biraz yumuşadı ve “Şey, özür dilerim.” Dedi. Vay canına! Bu kadar çabuk anlamasını beklemiyordum. “Rüyamda yemekler o kadar lezzetliydi ki, bir türlü seçim yapamadım. Nedense en son yediğim şeyin tadı gerçekten berbattı. Tam olarak ne olduğunu hatırlamıyorum ama nedense bana seni hatırlattı.”İçimi çektim ve gerçekten anlamasını beklemiyordum zaten diye düşündüm.

Hadi kalk artık seni koca sürüngen. Zamanımız ilerliyor. Birilerine yakalanmadan önce yola çıksak iyi olur.
“ Pekala pekala… O halde hadi yola koyulalım.”
Sonunda gövdesinin yerden kalktığını görünce bir anda içime ferahlık doğdu. Her ne kadar bu yolculuk beni korkutsa da onun yanımda olduğunu bilmek kendimi güvende hissettiriyordu.

24 Ocak 2010 Pazar

Konniciva Everyone!



Konniciva Everyone!
Resim ve selamlamadan belli olduğunu gibi biz Japonya ve Amerika hastası (özellikle Hokkaido ve New York) çook yakın iki kafadarız. Sis'im (bilmeyenler için dip not: İngilizcede sister yani kızkardeş kelimesinin kısaltılmışı) ve ben bu blogu yazığımız kısa hikayeleri sizlerle paylaşmak için açtık. Sadece hikayelerimizi yazmayacağız tabii. Birbirimiz hakkında yazılarda yazacağız.
Geleceğin yazarları olarak hikayelerimizi sizlerle paylaşmak bir onurdur.
Eğer bize ulaşmak isterseniz isterseniz mail adresimiz: rosakura@windowslive.com